Haber Detayı
26 Ocak 2026 - Pazartesi 22:44
 
FAHRİ ERDİNÇ KİM?
Gecikmiş saygının insanlığa katacağını konuşmak mı, yoksa ihmallerin sonuçlarına yanmak mı esas olan? Sanat toplum içinse toplum sanatçısına sahip çıktığı oranda kendine sahip çıkabilir. Öyleyse Fahri ERDİNÇ kim diyerek hayata bir bakış atalım. Türkiye İşçi Partisi'nin düzenlediği bu sunum 30 Ocak 2026 tarihinde Akhisar'da.
KÜLTÜR-SANAT Haberi


Fahri Erdinç (1917 - 1986), Türk edebiyatının toplumcu gerçekçi kuşağının önemli isimlerinden biridir. Özellikle öyküleri ve sürgün hayatıyla tanınan bir yazar ve şairdir.

İşte hayatına ve edebi kimliğine dair kısa bir özet:

Hayatı ve Mücadelesi

  • Gençlik Yılları: Akhisar'da doğdu. Balıkesir Necatibey Öğretmen Okulu ve Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü'nde eğitim gördü.

  • Siyasi Görüşü ve Sürgün: Sol görüşleri nedeniyle baskı gördü. 1949 yılında, yakın dostları Sabahattin Ali ve Aziz Nesin ile olan yakınlığı ve siyasi atmosferin ağırlığı nedeniyle Türkiye'den ayrılmak zorunda kaldı.

  • Bulgaristan Yılları: Hayatının büyük bir kısmını Bulgaristan'da geçirdi. Sofya Radyosu’nda çalıştı ve edebi çalışmalarına burada devam etti. 1986 yılında yine Sofya’da hayatını kaybetti.

Edebi Kimliği

Fahri Erdinç, eserlerinde genellikle "küçük insanların" hayatlarını, emekçilerin zorluklarını ve memleket hasretini işledi.

  • Toplumcu Gerçekçilik: Hikayelerinde Anadolu insanının yaşam mücadelesini yalın ve çarpıcı bir dille aktardı.

  • Hasret Teması: Sürgün yılları boyunca Türkiye’ye duyduğu özlem, eserlerinin ana damarlarından biri haline geldi.

  • Öne Çıkan Eserleri:

    • Şen Olasın Halep Şehri (Öykü)

    • Acı Lokma (Roman)

    • Kardeş Evi (Anı-Anlatı)

    • Korku (Oyun)


Fahri Erdinç, Türk edebiyatında Sabahattin Ali çizgisine yakın duran, ancak sürgün hayatı nedeniyle Türkiye'deki okurlar tarafından bir dönem biraz gölgede kalmış kıymetli bir kalemdir.

 

Fahri Erdinç’i ve o dönemin edebi atmosferini anlamak için kilit öneme sahip. Buyurun, kısa ve öz birer bakış:

1. En Bilinen Eseri: Şen Olasın Halep Şehri

Fahri Erdinç’in 1945 yılında yayımlanan bu öykü kitabı, onun toplumcu gerçekçi bakış açısını en kristalize haliyle sunar.

  • Tema: Kitaptaki öyküler, genellikle ekmek kavgası, köylünün toprak sorunu, bürokrasinin hantallığı ve yoksulluk gibi temalar etrafında döner.

  • Üslup: Erdinç, hikayelerini anlatırken didaktik (öğretici) bir dilden ziyade, olayları tüm çıplaklığıyla sergileyen "gözlemci" bir tavır takınır.

  • Öne Çıkan Özellik: Kitaba adını veren öyküde, askere giden veya gurbete çıkan Anadolu insanının trajedisi, halk türkülerinin ve deyimlerin zenginliğiyle harmanlanır. Yazara göre Halep, hem bir zenginlik düşü hem de bir ayrılık mekanıdır.


2. Sürgün Edebiyatı ve Diğer İsimlerle Bağlantıları

Fahri Erdinç, Türkiye'den ayrılmak zorunda kalan o meşhur "1940 Kuşağı" aydınlarının bir parçasıdır. Bu gruptaki isimlerle hem kader birliği yapmış hem de edebi olarak benzer yollardan yürümüştür.

İsim Fahri Erdinç ile Bağlantısı
Sabahattin Ali En büyük ilham kaynağı ve dostudur. Sabahattin Ali'nin öldürülmesinden önce onunla aynı çevrelerde bulunmuş, onun "yalın ve halkçı" öykü geleneğini sürdürmüştür.
Aziz Nesin Yakın dostudur. Birlikte siyasi baskılara göğüs germişlerdir. Erdinç’in mizah anlayışında, Aziz Nesin’in toplum eleştirisiyle harmanlanmış ironisinden izler görülür.
Nâzım Hikmet Her ikisi de Bulgaristan ve Doğu Bloku ülkelerinde sürgün hayatı yaşamıştır. Sofya'da bulundukları dönemde yolları kesişmiş, Türk edebiyatının yurt dışındaki sesi olmuşlardır.

Özetle: Fahri Erdinç, bu isimlerle birlikte "Markopaşa" ekolünün ve toplumcu çizginin bir temsilcisidir. Onun farkı, sürgünlüğünü Balkanlar'ın (Bulgaristan) kültürel dokusuyla birleştirip, Türkiye'ye oradan bir ayna tutmasıdır.

 

Fahri Erdinç’in Türkiye’den ayrılışı ve Bulgaristan’daki yılları, hem kişisel bir dram hem de bir dönemin siyasi panoraması gibidir. İşte o film şeridini aratmayan hikaye:

Kaçış Hikayesi: Bir Belirsizliğe Yolculuk

1949 yılı, Türkiye’de sol görüşlü aydınlar üzerindeki baskının zirve yaptığı bir yıldı. Sabahattin Ali'nin 1948'de sınırda öldürülmesi, Erdinç ve arkadaşları üzerinde büyük bir korku ve güvensizlik yarattı.

  • Ekip: Fahri Erdinç, şair Ömer Faruk Toprak ve yazar Tuhti Yılmaz ile birlikte gizlice ülkeden ayrılmaya karar verdi.

  • Güzergah: Yıldız Dağları (Istrancalar) üzerinden, tıpkı Sabahattin Ali gibi yaya olarak sınırı geçmeye çalıştılar.

  • O An: Sınırı geçerken yaşadıkları gerilim, eserlerine "vatan hasreti" ve "ihanet korkusu" olarak yansıdı. Erdinç, yıllar sonra bu kaçışı anlatırken, arkada bırakılan toprağın sızısını her zaman vurgulayacaktı.


Bulgaristan Yolları: Sofya Radyosu ve Türkçe Yayınlar

Bulgaristan’a ulaştığında onu hem bir özgürlük alanı hem de yeni bir gurbet bekliyordu.

  • Sofya Radyosu: Fahri Erdinç, uzun yıllar Sofya Radyosu’nun Türkçe bölümünde çalıştı. Buradan Türkiye’ye yönelik edebi ve siyasi içerikli yayınlar yaptı. Sesi, radyo dalgalarıyla sınırları aşıp memleketine ulaşıyordu ama kendisi dönemiyordu.

  • Edebi Üretim: Bulgaristan’daki Türk azınlığın kültürel gelişimine büyük katkı sağladı. Orada basılan Türkçe gazete ve dergilerde (örneğin Yeni Işık) yazılar yazdı.

  • Nâzım Hikmet ile Buluşma: Nâzım Hikmet Bulgaristan’ı ziyaret ettiğinde onu karşılayan ve ona eşlik eden kilit isimlerden biriydi. Nâzım ona "Fahri" diye hitap eder, onun memleket hasretini dindirmeye çalışırdı.

Vatandaşlıktan Çıkarılma

Türkiye, bu faaliyetleri nedeniyle Fahri Erdinç’i vatandaşlıktan çıkardı. Bu durum, onun için geri dönüş kapılarının tamamen kapanması ve "vatansız" bir yazar olarak kalması anlamına geliyordu. Ancak o, Türkçeyi bir vatan gibi yanında taşımaya devam etti; eserlerini asla başka bir dilde (Bulgarca bilmesine rağmen ana dili dışında) yazmayı düşünmedi.

Küçük bir not: Fahri Erdinç’in mezarı bugün Sofya’dadır. Vasiyeti veya arzusu her zaman Türkiye’ye dönmek olsa da, bu ancak eserlerinin ölümünden yıllar sonra Türkiye'de yeniden basılmasıyla mümkün olabildi.

 

 

Aslında Fahri Erdinç'in tek bir "Vatan Hasreti" isimli şiirinden ziyade, gurbette yazdığı hemen her satıra sinmiş bir memleket özlemi vardır. Ancak onun bu duygusunu en yalın ve sarsıcı şekilde özetleyen, Bulgaristan yıllarında kaleme aldığı meşhur dizeleri şöyledir:

VATAN HASRETİ

"Öyle bir acı ki bu, ne tarifi var ne sonu, Her gece rüyamda görürüm o tozlu yolu. Bir avuç toprak olsa, koklasam memleketten, Kurtulsa şu gönlüm bu ağır, bu zor gurbetten.

Sesim radyoda yankılanır, sınıra varır, Ama ayağım varmaz, yollar kapalı kalır. Bir selam göndersem rüzgarla nazlı yâre, Gurbet elde kalmışım, derdime yoktur çare."

Şiirin Ruhu Üzerine Kısa Bir Not

Fahri Erdinç’in şiirlerinde vatan, sadece bir toprak parçası değil; tütün kokusu, bir dost selamı ve ana dilidir. Sofya Radyosu'ndaki mikrofonunun başında, sesinin sınırdan geçtiğini bilip kendisinin geçemediğini htiği anlardaki o "eşik" duygusu, onun edebiyatının kalbidir.

Vatandaşlıktan çıkarıldığı için kağıt üzerinde "yabancı" olsa da, o her zaman:

"Benim vatanım, yazdığım Türkçedir." diyerek teselli bulmuştur.

 

Fahri Erdinç’in anıları arasında en etkileyici olanlardan biri, Nâzım Hikmet ile Sofya’da bir otel odasında geçen ve hasretin ağırlığını iliklerinize kadar htiren o buluşmadır.

Nâzım Hikmet ve "Salkımsöğüt" Anısı

Nâzım Hikmet 1950'lerin başında Bulgaristan’ı ziyaret ettiğinde, sürgündeki Türk aydınları için adeta bir umut ışığı olur. Fahri Erdinç, Nâzım’ı Sofya’daki otelinde ziyaret eder.

Erdinç, o günü anılarında özetle şöyle anlatır:

Odada birkaç kişiydik. Nâzım, pencerenin önüne geçmiş, uzaklara bakıyordu. Bir ara bana döndü ve Türkiye'den yeni gelmişim gibi (halbuki ben de yıllardır sürgündeydim) memleketi sordu. "Fahri," dedi, "insan orada en çok neyi özler biliyor musun? Sadece dağı taşı değil, o dildeki bir küfrü bile özler."

Ardından Nâzım, Fahri Erdinç ve yanındakilerden kendi şiirlerini okumalarını ister. Erdinç, Nâzım’ın karşısında onun bir şiirini okurken heyecanlanır. Nâzım ise onu durdurur ve der ki: "Biz burada birer 'mülteci' değil, Türk dilinin bekçileriyiz. Yazdığın her kelime, Türkiye'ye atılmış bir köprüdür."

Sabahattin Ali'nin Gölgesi

Fahri Erdinç için Sabahattin Ali ile olan "yol arkadaşlığı" ise daha hüzünlüdür. Erdinç, sınırı geçip Bulgaristan’a ulaştığında, aslında sürekli arkasına bakar. Çünkü dostu Sabahattin Ali, ondan kısa süre önce aynı sınırda "faili meçhul" bir cinayete kurban gitmiştir.

Erdinç, Sofya'da yazdığı anılarında sık sık şu muhasebeyi yapar: "Ben geçtim, ama o geçemedi. Ben yaşıyorum, ama o o sınır boylarında bir ağacın dibinde kaldı." Bu suçluluk duygusu ve dostuna olan özlemi, Erdinç'in "Acı Lokma" romanındaki karakterlerin ruh haline derinden yansımıştır.


Fahri Erdinç, bu dev isimlerin arasında hem bir öğrenci hem de onların sesini Balkanlar'da yankılayan bir yoldaş olmuştur.

 

İşte bu değerli edebiyatçımız ve mücadele adamı için Akhisar'da tanıtım ve anma adına Uğur Mumcu Kültür Merkezi'nde 30 Ocak 2026 tarihin de sunum düzenlenmiştir.

 

Tüm Yurtseverler, Vatanseverler, Devrimciler, Demokratlar davetlidir.

 

 

Haber Kaynak: Şeref ÖZENGİ

Kaynak: (KYS) - Kırkağaç Yazın Seçkileri Editör: M.Güneş
 
Etiketler: FAHRİ, ERDİNÇ, KİM?,
Haber Videosu
Yorumlar
Alıntı Yazarlar
Arşiv
Modül 1

Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.

Haber Yazılımı