




|
||||||||
![]() |
Şair Eşref'ten Deniz Göktaş'a Mektup | |||||||
| Nuray ARTIŞ | ||||||||
Bugün yaşanan ters kelepçe görüntülerini izledikten sonra uzun süre aynı soruya takıldım: Deniz Göktaş bu muameleyi hak edecek ne yaptı? Şiddet uygulamadı, kimseyi dolandırmadı, kimseyi taciz etmedi, mafya kurmadı. Buna rağmen bir komedyen, kahkahalarıyla tanınan biri, suçlu muamelesi gördü. Tacizcilerin, mafya liderlerinin, hatta toplumun hafızasında derin yaralar açan suçların faillerinin bile tutuksuz yargılanabildiği ya da hiç hesap vermediği bir ülkede, Deniz'i tutuklatan asıl şey neydi? Bu sorunun peşinden giderken aklıma, Abdülhamid döneminin en keskin hiciv kalemlerinden biri olan hemşehrimiz Şair Eşref geldi. Hayatı boyunca iktidarı eleştirdiği için bedel ödeyen bu Kırkağaçlı şair bugün yaşananları görseydi ne söylerdi diye düşündüm. Ortaya çıkan satırlar tarihî bir iddia değil; hicvin dününden bugüne uzanan hayali bir selam, Şair Eşref'in kaleminden Deniz Göktaş'a yazılmış bir mektuptur. Evlat, Ben Şair Eşref. Hani şu ömrünün yarısını sürgünlerde, mahkemelerde, yasaklarda geçirmiş adam. Zamanında padişahlar vardı; şimdi başka isimler var. Değişen yalnızca unvanlar olmuş. İktidarın hicve tahammülsüzlüğü ise yüz elli yıldır aynı. Senin başına gelenleri duydum. Bir komedyenin cümlesinden korkanlar, aslında kahkahadan değil; kahkahanın açığa çıkardığı hakikatten korkarlar. Çünkü hiciv, aynadır. Aynaya kızan, yüzündeki kiri temizlemek yerine aynayı kırmaya çalışır. Ben bir zamanlar şöyle yazmıştım: "Zalimden hesap sormayan kalem, kalem değildir." Bugün bunu şöyle söylerdim: Komedyenden korkan iktidar, mizahı değil kendi gölgesini yargılar. Hiciv dediğin, güldürmek için değil, düşündürmek için vardır. Gülen insan bir anlığına korkmayı unutur. İşte iktidarların en sevmediği şey de budur. Korkan kalabalık yönetilir; gülen kalabalık sorgular. Sen kendine "Ölü Deniz" dedin. "Kelle koltukta" çıktın sahneye. Demek ki bir komedyen, artık esprisinin tutup tutmayacağını değil; söylediği cümlenin başına ne açacağını hesap ederek mikrofonu eline alıyor. Ne acı... Hicvin en büyük düşmanı, eleştirilmek değildir; korkarak konuşmaktır. Çünkü komedyen sahneye kahkaha dağıtmak için çıkar. Eğer önce canını, sonra cümlesini düşünmek zorunda kalıyorsa, mesele artık mizahın değil, memleketin meselesidir. Ben Abdülhamid devrinde yaşadım. Benim dizelerime tahammül edemeyenler de vardı. Bugün senin sahnene tahammül edemeyenler var. Aradan geçen bunca yılda iktidarın hiciv karşısındaki refleksi pek değişmemiş. Mizah, hiçbir zaman yumruktan korkmamıştır. Bir fıkranın, bir taşlamanın, bir sahne gösterisinin bu kadar büyük tehdit sayılması; aslında sanatçının değil, iktidarın kendisi hakkında söylenmiş en büyük cümledir. Baskı, hicvi öldürmez. Aksine, en iyi hicivler baskı zamanlarında doğar. Çünkü özgürlüğün olduğu yerde mizah eğlendirir; baskının olduğu yerde ise tarih yazar. Sana düşen, ne kahramanlık taslamak ne de susmaktır. Sadece komedyen olmaya devam et. Çünkü bazen bir kahkaha, yüz nutuktan daha etkili olur. Selam olsun sahnede gerçeği söyleyenlere. Ve unutma... İktidarlar gelir geçer. Mahkeme dosyaları sararır. Fakat iyi bir hiciv, halkın hafızasında yaşamaya devam eder. Şair Eşref adına, bugünün Türkiye'sine bir selamla...
|
||||||||
| Etiketler: Şair, Eşref'ten, Deniz, Göktaş'a, Mektup, | ||||||||
|
Bu modül kullanıcı tarafından yönetilir, ister kod girilir ister iframe ile içerik çekilir. Toplamda kullanıcı 5 modül ekleme hakkına sahiptir, bu modül dahil tüm sağdaki modüller manuel olarak sıralanabilir.